Yazar Duygu Asena'yı Anıyoruz...

Sarı Gül'ün solduğu gün; 30 Temmuz...
Hayata Dokun, 30 Temmuz'da Pedagog, Gazeteci - Yazar Duygu Asena'yı "Sarı Gül" başlıklı makaleyle anacak...

Türkiye'nin ilk interaktif sosyal ve hukuksal kadın platformu; www.hayatadokun.net..

Bir hayalim vardı...
Ayşelerin, Fatmaların masalını dillendirerek, proaktif bir oluşumla istismarın her çeşidine "DUR" demek...
Kuşatılmış temel bir masalın etrafında
Donatılmış akıllar aklım oldu, hayallerimse gerçekler...
Derdimse; hiç kınalan(a)mayan düşlerime bağladığım tellerimi kızlarıma bağlamak; umutsuzlukları umuda, yazmaları duvaklara, mutsuzlukları mutluluklara evirmekti...
Kısaca; hayatlarına dokunmaktı...

Ve, www.hayatadokun.net * ekibi kuruldu..

"Feminist değil, hümanist bir oluşum" olarak dillendirdiğim, bu deli kızın hiç olmadığı kadar içten söylediği şarkıların takibinde olmanız dileklerimle...

*Bir Evrim Gözener Projesidir...

Bahaneydi...

Sana yüklediğim anlamları senmişsin gibi düşünme,
Aldanırsın.
Sen o anlamlarla sadece bende varsın.
Ben seviyorsam sen bahanesin...

Deniz Gezmiş

Shall we dance?


Soap Opera kategorisindeki filmin aktris ve aktörünün oyunculuk adına anlamlı bir performans göstermedikleri aşikar olsa da, tango sahnesine donanımlı hazırlandıkları ortada...

Lopez - Gere The Tango scene from "Shall we dance?"

Sevgilerimle...

Öğreti;

Bazı kuşların pençeleri yoktur, ömür boyu uçmaya mahkumdurlar. Kocaman kanatları mavi ve saydamdır, şahinler onları asla göremez. Yaşamlarında ancak bir kez toprağa değerler; öldükleri zaman.

Innovating, innovation itself!!!

My starbucks idea...

g.i.b.i....


Lara Fabian - Je suis Malade
Yükleyen triglycee. - Yüksek çözünürlüklü video keyfini yaÅ�ayın!Lütfen notalarımı özgür bırak önce...
"Düş"lerime harmanlandığın o ayazda, kader çizgine yazdığım ölümsüzlüğünün "Suret"ine adanmış nesiri, adına yazılmış en tutkulu satırları sessizce haykırıyorum;
"Oya"larıma zarafetinle nakşettiğin varlığın gibi.. gibi... g.i.b.i....

Barselona sokaklarında güneşe bağlanmış çocukları kucakladığım günlerin anısallığından geçerken,
Bilinmedik şarkıları fısıldayarak doğanın uyanışını izliyorum.
Anılarımdaki çocuklara hoşgörünün evrensel dilinde masallar okuyorum;
Seni bileceğimi, göreceğimi duyumsayarak...
"Düş"lerine toprağın titreyen sesini gönderiyorum yenilikle "uyan";
Ayıplanarak görüldüğün atonal günden başka bir yaşı "kucakla" diye...

Biliyorum;
Telaşlı bulutların yer yüzünde ıskaladığı vahaların derinliğinde,
Alıp veremediğin günlerin hesabındasın; gurur budalası ve yalnız..

Tek başına, hesabındayken kendinin;
Avuntu, sevinç ve umutlarımı nasıl bilebilirdin?
Ve ben nasıl bilebilirdim özgürlüğün asi ateşini yakarak sadece dalgalı denizlerde varolacağını?

Haykırışlarımın gürültülü fısıltısında ve "San"a rağmen;
Kapı araları ve pencere pervazlarında tutkulu çocuklarım gibi büyüttüğüm varlığını sil(e)meyeceği(m/n)i bilmelisin..
Ve yine bilmelisin;
Cennet düşlerinin içindeki zümrüt vahalarında,
Yağmur kadanslı şarkılarımla uyanacaksın her yeni güne...
Ve her aydınlığında ince ince dokunacağım dantel dantel biriken tutkuna,
Ve o zaman bileceksin "aşk"ın yokluk, "ateş" "aslı"nın "hasret" olduğunu;
Bebek mavilerimde içten içe yanan "kor"ların gibi... gibi.. g.i.b.i....

Ve; "bir varmış bir yokmuş"la başlar bütün masallar...

Hoşgeldim...

Ne iyi oldu da geldim...
İyi ki geldim; herşeyi yazabilirim artık..
Daha önce olduğu gibi, öznesi şahsım olan gerçek dışı masalları aktarmaktır derdim...
Aslı ve sureti bir arada!
Yakında...

Sevgi ve selamlarımla...

Padmé Amidala

Five things the U.S. can learn from China :)

Neredeyse yirmi gündür izin yapmadan hem okul hem iş koşturmacası içinde saçı başı yolan* bir işgören olarak, hafta sonunda fink atmış tüm arkadaşlara sağlıklı, mutlu, başarı ve şans dolu bir hafta dilerim....
Sabah işi kaynatma girişimlerinde okuduğum şu ilginç yazıyi paylaşmadan geçemedim :)
Selam, sevgi ve saygılarımla.
*Hahaha! Bombayı söylüyorum: Kimse inanamasa da saçlarımı kestirdim arkadaşlar.. Hemi de elime saç gelmiyor diyebileceğim kadar!! Şapşahane oldu... :D

Practise, practise, practise...

* The science of love!?!?!?! :S (With Turkish subtitle)
* Tell us why we love and cheat?!?!?! (With Turkish subtitle)
Ey kutsal antropoloji; nelere kadirsin!
Antropolog Helen Fisher'dan aşk üzerine; soap opera yaklaşımında aldatma, intikam :P, nefret:P, içgüdü ve deneklere resim göstererek yapılan bir "Araştırma*"...
Yaşayan mı bilir yoksa okuyan ve araştıran mı? Görüş alırsam videolar hakkındaki düşüncemi ileteceğim....

*Adı üstünde Sayın Fisher, Araştır - ma! Subjektif bir konuyu genele yansıyarak çıkarımlarda bulunamazsın...
Nerde yöntem?? Metodoloji? Dr. Phil misin?

Antropoloğunuzdan mutlu pazarlar...

ps. Bu post araştırmacı yaratıcı yazarımız Ü.K.'tan araktır....

Ernie and his Rubber Duckie!

"Me worky" guys :)) Darwin now!

Sağanak yağmura uyandım...
Okyanusun öte yanındaki günlerde aylak aylak seyahat ederken ya da yaşadığım kentin otantik yörelerinde gezinirken veya Dt. Hakan Levent Kısa'nın muayenehanesinde National Geographic dergisinin sayfalarını çevirirken bana benzeyen, yüz hatlarımı bulabileceğim insanları ayırt etmek üzere dikkatlice bakıyorum.
İzmir günlerinde egosantrik iğreti tavrımla toplatı aralarında bulduğum kısacık zamanlarda gidebildiğim "Darwin Now" sergisinde fakülte yıllarında hatmettiğim "Türlerin Kökeni"ni tahlil ederken çözdüğüm bir gerçeği burada açıklama cesareti bulamasamada artık biliyorum. Buralı değilim... Buralarlı hiç değilim...
Sergiye dönerek konuyu dağıtmak ve soru işaretlerinizi klostrofobik yaklaşımlarla "ertelemeyiniz"e dönüştürerek düşünmenizi, sorgulamaları arttırarak varlığın yokluğa eşdeğer platformlarda değerlendirilmesi gerekliliğini hatırlatmak isterim.
Efenim
* Yaşam, aidiyetin adaletiyle savunulan savaş, barış, umut, yalnızlık ve asilik üstüne denemelerimle eşdeğer
* Bir başka yaklaşıma göre yaşam, kolumdan çekiştirip diyar diyar gezdiren bırak bunları dedirten kronik yalnızlık
* İnanç, gitmek için can atılan ancak Kant'ı anlamadığı farkedilen Felsefe Profesörüne kafa tutarak şahsıma münhasır sona erdirilen ders
* İdealizm, siyahla beyazın arasındaki tonların imtiyazın takendisi olduğunu farkederek acımak ve farkında olmadan acıtmak
* Tecrübe, her yaşananın "bir daha yapmayacağım işte" listesine yazılmak istenmezse yazılmaması

imiş...
Selamlar :)

28. İstanbul Kitap Fuarı


'na gidenler kaleye mum diksin!

Televizyonların gündüz kuşağında,

kaç tane evlendirme programı olduğunu biliyor musunuz?

Bert&Ernie 40 Yaşında...

Bir lafın belini kırmak....

Kollarınızı değişime açın ancak değerlerinizin kaybolup gitmesine izin vermeyin.

Yediden yetmişe kalplerimiz seninle şampiyon olalım artık bu sene...

Tezahüratıyla Beşiktaş'a Nilüfer'den 3 mor menekşe şarkısını itaf ediyorum...

Tezahüratlardan seçtiklerim;

Gitsen ne farkeder kalsan ne farkeder
Aldığın dolarlar elbet birgün biter
Beşiktaş çarşısı küfreder
İşte sen bu kadar zavallısın Tümer!!!

Seni düşündüm dün akşam yine kafam güzeldi içmiştim yine
Birde kendimi düşündüm durdum ölesim geldi senin uğruna hani
Dolmabahçe'de yürürken hani FB'ye atarken
Hani Biz Pınar Başı Çekerken işte öyle birşey

Yağmurlu bir günde görmüştüm seni üstünde çubuklu formalar vardı
Bir anda vuruldum aşık oldum Ben hayatın anlamı Beşiktaş sın sen
Ölümle yaşamı ayıran çizgi Beşiktaş tan bizi ayıramazki
Kapalı tribünler loca olsa da renklerden bizi koparamaz ki...

Ümit arkadaşımıza itafen.... Üzülme bu da geçerrrr!!

THY ve TAV Mücadeleleri No.1

Ve İzmir günleri başladı...
Yeni projenin fizibilite sunumu için geldiğim şehrime (ne kadar bilmesem de rivayete göre bu topraklarda doğmuşum) ayak bastığım ilk dakika yol maceramı "Antopoloğun Inter Rail Maceraları" bölümlerine atıf yaparak dillendirmektir niyetim...
Herneyse, akşamın bir körü vardığım Yeşilköy mahalindeki havalimanında "problem passenger" şeklindeki tikli mücadelemin detayları traji komik bir anektod değerinde aşağıdadır.
Efenim, 12 kg ağırlığındaki bagajı uçağa sokma girişim ve ısrarlarım sonucu yaka silken THY yer hostes ve hostlarına verdiğim "valizimi kaybettiniz, mahkemelik olduk açın avukatlarınıza sorun" cevabının ardından sözlerimi hiçe sayarak yine kendi bildiklerini okudular...
İzmir mahaline vardığım gece yarısında bantta "Escape" isimli bagajımı görünce: "aaaa escape burda, bir yanlışlık olmalı puaaaaaaaa" şeklindeki dalga geçmelerimi anlayamayan normal passenger insanları "manyak bu, manyak!!" şeklindeki bakışlarla çevremden uzaklaştılar...
Şahsen yaşadığım olayı komik bulmamama rağmen telefon açıp "ehı ehu, yine çok güldük" ifadeleriyle aldığım feedbackler bu anının da post yapma değerinde paylaşılması gerekliliğine neden olmuştur.
Dönüş yolundaki girişimlerim nasıl sonuç verecek merakla bekliyorum :)

Ege'den sevgi ve selamlarımla...

Gölgelerin gücü adına, içli köfte yapabiliyor (um/muyum) artık!?!?!

29 Ekim bayramını 2 gün kutlamayı tercih ederek evinde tembellik yapan antropoloğumuz 29 Ekim'i cennette hikaye yazarak geçirdikten sonra, içindeki ses ertesi gün tembelliğini dürterek içli köfte yapabileceğini buyurur... Antropolog bu ilahi sesi dinleme gafletiyle sonu gel(e)meyecek bir maceraya daha atladığının farkında değildir.... Nazmişle Migrosun yolunu tutar.. Markette gezinerek annesinin yanında kalması için çağırdığı teyzesini (Hoca Hanım no: 2; Tülay) taciz eder... Tariffff, malzemeeee, ciyaaak şeklinde... Halbuki bilmez arife tarif ne gerek!!!!
Velhasıl, her ihtiyaç kalemini özenle seçerek edalı sokağa varır.. Akşam vakti toplanan pazarcılara dil çıkararak bir bulaşsalar da hattori hanzo kılıcınımı çıkarıp ibret-i alem olsun diye bir-iki kilen bil gösterilerinin en fiyakalılarını performe etsem düşüncesini içinden geçirir... Fantastik bir yaklaşım olduğunu kabul ederek motivasyonunun diri kalmasını sağlayıcı köfte telkinlerinde bulunur....
Ve başlar.. Başlamaz olaydım der.. Lahnet olsun, aman be, yar bana bir eğlence halet-i ruhiyesi içinde hadiseyi mazohist miyim sorgulamasına kadar getirir...
Velhasıl, gazeteleri tv'nin görülebileceği en vizyonif lokasyona itina ile yerleştirir... Köfte eğlenerek yapılır, evlilik programlarının akşam tekrarlarını izleyerek macera devam eder... Tülay market çığlığından sonra kaderine terk ettiği antropoloğumuzu arar ve köfte gelişme raporu alır... Antropolog ne yaptığından bir haber anlatırken Tülay'ın bitmek üzere olduğunu söylediği müjdeli haberiyle kendine gelir... Öyle ulu bir eser ki bu, yapım aşamasında insanlar evlenmeye karar verdiler, peh!!! der...
Final sahnesinde mutlu son yaşanır; köfte pişirilir, hüpletilir, gümletilir...
Değdi mi? diye soranlara cevap vermeme hakkının saklı kalacağı kararı alınır...

Unuttuk desek de, vazgeçsek de... geçmişle dansı hatırlatsa da.. Tango.. tang.. tan.. t...

Bırak melodi başlasın önce!
Daha önce yazmıştım, ilk performanslar Buenos Aires fahişelerinin kendilerini ifade ediş biçimi olarak ortaya çıktı... Sonra, sonrası ve sonunda tüm güney Amerikada dalga dalga yayıldı... "O, tutkunun dansı"; özlem, umut ve içtenlikle aşkın melodilerinde varoldu..
Bilir misiniz, bir masalın son satırları nasıl yazılır?
İşte bu, alın çizgilerimize yazılan masalın son satırında, sevgiliye vuslatı pervanenin ateşe aşkı betimlemesiyle anlatan nesirin en tutkulu armoniksel örneğidir.. İçten, samimi, sevgi ve saygılı...

29 Ekim...

Uzaklarda;
Sancılarını birkaç hafta önce hissetmeye başladığım "Kadın hikayeleri"ne bir yenisini daha eklemiş olmanın verdiği çocuksu sevinçlerdeyim...
Her ne kadar vatanımın bir yerinde toplumumuzun fikir önderlerine, öğretmenlerime, terörist muamelesi yapılsa da
ve
Her ne kadar "tepe"lerin çapları gereği kutlamayı içlerine sindiremedikleri tutkulu ilkelerin seli göz ardı edilse de
Bu topraklarda yaşayan bir Cumhuriyet Kadını olarak; onur, gurur ve inançla uğrunda ölünecek yegane "Cumhuriyet"imizin bayramını coşkuyla kutlarım...
Sevgi, selam ve saygılarımla.

25 Êkim Derby... (başlıktaki "e"yi nasıl yazdığımı bilmiyorum, bu sanatsal eseri silmek istemiyorum, bilen varsa açıklama bekliyorum)

Kendilerine Ali desidero muamelesi yapan mahallemdeki fener desiderolar uyutmadı, uyutmuyor, uyutmayacak...
Kafalarına dökülecek bir (1) kova su işime yarar mı? Gazi mahallesine dönmeyelim sonra???
Aslında bu derby!!!! hadisesini benim kadar alakasız biri bile çözmüştür; bunlar neden sevinir anlaşılmaz. Formüle edelim = GS>BJK>FB...
Alla akıl fikir versin...

(D)evrim....

Vanilyalı tealight ateşiyle yoga, R2(D2), Meditasyon ve bunlara benzer ruhani aktivitelerle tapınağımdayım... Ağustos başında geçiremediğim bronşitin nüksetmesi sonucu şahsen ve az sonra iki seksen olacağımı bilerek, dışarıda tezahüratı sabaha kadar sürecek ve GS'min deplasmanda mücadele verdiği maçın sonucunu istemesemde öğreneceğimi hissetme huzursuzluğundayım...Önümüzdeki günlerde (ki bunu en az ayda bir yapmalıyım) beynimin her kıvrımını süzmek için yaptığım kaçış planı esnasında sonbahar yapraklarının içerisinde arınırken, rafinizasyon sonrasında projelere umut, inanç ve heyecanla devam edeceğim...
Sevgilerimle...

Ruhun özgürlüğü... Heyhat!!

Bugün, açılış töreninde gerçekleşen ayaküstü bir iş görüşmesinde, arada derede bahsedilen alelade konu gayet açıktır.. Özgür düşüncenin yaratıcılık verimliliğine etkisi...
Bahseden dehşetengiz ve beni çok iyi tanıdığını bildiğim gazetecimizin ifadesini aynen iletiyorum...
Antropologtur, zekidir ama kurnaz değil, en önemlisi özgürdür...
Ruhu özgür olmayan bunları yapamaz zaten...
Kendimi şımartmaktır niyetim... Bilginize...

Sarelle böyle yenilir :)

Fotoğrafçı Fikret Önal'ın yakaladığı ufaklık benim kızım olsa gerek :D Sarelle nasıl yenilir? işte böyle :D

The balloon of neoliberalism!

"Wade in the water" eşliğinde "I should control myself" terapisi...

Kanadalı hemşehirlimiz kutsal Eva Cassidy eşliğinde, kongre (hemi de yirmi beşinci) hazırlıklarıyla saçı başı yolarken aylardır azıma sürmediğim states "mucizesi =P" Pepsi'yi damarlarıma şırınga etmekle etmemek arasındaki hallerdeyim...
Anne olmayı istemek hissiyatıyla benzer kategoride olan hadisede arzum, pepsiyi açıp foşturu foşturu bardağa doldururken çıkan sesle mest olmaktır... İçgüdülerimin oynadığı bu iki ali cengiz oyununa yenik düşmedim, düşmemeliyim, düşmeyeceğim, düşüyorum, düş.. dü... ciyaaaak!

Sela vi!

Düşünce hızımın konuşma ve/veya yazma hızıma yetişemediğini kanıtlıyorum...
Neden saçmaladığımı anlamayan arkadaşlara itafen...
ındırırırırırırdın... bank! bank!
Yok yok çok saçma.. Saçma! Saçmalama be!
Yılın son günlerine yaklaştığımız ayların başında yaprakların rengi dönerken...
Öz ne kardeşim?
Evrim kuramını araştıran genetikçi tanıyan var mı?
Yıkayıp ütülediğim tül yığını nedeniyle dünyayı flu görmekteyim...
Jean Monnet'i bilen var mı?
Görürsünüz, büyüyünce ajda pekkan olcam..
"Kendimi bunun için mi yorucam ben?" benim şarkım olsa gerek...
Dur dur, olmamış... Sil baştan...!

Vahalar'da....

Yağmur herkese yağar
Ama çok az insan tutar yağmurun ellerini
Onca şarkı, onca film, onca roman
Ama aşka yetmez herkesin kalbi..
Murathan Mungan